Tırtıl

2006-05-31 15:22:00

TIRTIL... Ah şu ağaçlar yok muydu... Kapatıyorlardı güneşi kocaman dalları ve ilmek ilmek işlenmiş yapraklarıyla. Gündüz bile orman tabanı karanlıktı boyu yukarılara yetişmeyenler için. Tırtıl da böyle bir yerde doğdu. Gün doğardı sabah erkenden, akşama kadar güneş en güzel gülücükleri fırlatırdı etrafa, okşardı teker teker çiçekleri ama hiçbir zaman haberi olmazdı tırtılın tüm bunlardan. Orman tabanındaki karamsar havada karamsarlık içerisinde büyüdü tırtıl. Ne zaman ışığın lafı geçse böcekler meclisinde merak ederdi şu aydınlık dedikleri şeyi. Anlatılırken kulağını kabartıp dinlerdi hep ışığı ve ışık saçan güneşi... Hiç görmemişti onu, şahit değildi güzelliğine ama aşıktı tırtıl güneşe. Kendini bildi bileli hep onu aradı durdu. Tanımıyordu güneşi tırtıl, neye benzer bilmiyordu sadece gözleri kamaştırdığını biliyordu ve çok parlak olduğunu. Işık beklemeye başladı zamanla. Kocaman ağaçların yapraklarının arasından bir ziya sızması için yalvardı sürekli. Bekledi... Büyüdükçe tırtıl “herhalde güneş diye bir şey yok” dedi. Belki de böceklerin uydurduğu efsanelerden biriydi bu da. Hem olsa karşılaşmaz mıydı onunla bir kez bile. Tam bu düşünceler içersindeyken görmez oldu gözü birden. Şaşırdı tırtıl hiç böyle bir şey görmemişti hayatında, gözlerini ovaladı hayal olmalıydı bu mutlaka. Ama değildi... Ateş böceği tüm ihtişamıyla karşısında duruyordu bir gece vakti ışık saçıyordu heryere. Tırtıl heyecanlandı dili kurudu konuşamadı bir süre. Ateş böceği anlam veremedi bu sessizliğe her zaman yaptığı şeydi gece dolaşmak ama neden şimdi karşısında duran tırtıl ona böyle garip bakıyordu? Tırtıl şaşkınlığını üzerinden attıktan sonra birkaç kelime döküldü dudaklarından “en sonunda geldin...”. Ateş böceği anlamasa da tırtılın söylediklerini kendine hayran bakışlar hoşuna gitmişti bir an. Güzeldi ateş böceği, bunu daha önce pek çok kişi söylemişti ona, herhalde bu tırtılda güzelliğime vurulanlardan diye düşündü geçiştirdi. Tırtıl “gitme” dedi at... Devamı