İşte Erdoğan'ın derin plânı

2016-04-02 18:40:00
Artık kolay zafer yok herkes cepheye

Devletimizin içindeki ihanetlerden ne zaman bahsetsek, "Bunlar olurken devletimiz neredeydi" sorusu sorulduğu için bu yazıyı yazmak elzem oldu.. Devletimiz 1909'da ulu hakan Sultan Abdulhamid Han'ın devrilmesinden sonra bir İngiliz Yahudi konsorsiyumu olan UK yani Birleşik Krallık'ın eline geçti. UK devletimizin yönetim şeklini değiştirerek devletimizi kendi emirlerindeki ordu, yargı, medya ve sermaye dörtlüsüyle kontrol etmeye başladı. Halkın seçtiği hükümetler ise bu kurumlarla ters düşmeyi göze alamayan bir nevi ülke belediyesi hükmündeydi, ters düşenlere ne olduğunu ise rahmetli Adnan Menderes, rahmetli Özal ve rahmetli Erbakan'dan öğrenmiştik.

Bu durum 2011 yılına kadar böyle devam etti. 2002'den 2011'e kadar önceki liderlerle aynı sona maruz kalmamak için altyapı oluşturan Tayyip Erdoğan 2011'de TSK'yı millileştirince devletimizi UK'nin elinden almak için vesayeti elinde tutanlara karşı savaş başlattı. Erdoğan'ın böyle bir niyetinin olma ihtimaline karşı tedbirini önceden alan ve Gülen Cemaati'ni Erdoğan'ın yanında devletin derinlerine yerleştiren UK, kimsenin beklemediği yerden yani cemaatle vuracağı bir darbeyle hem Tayyip Erdoğan'ı devirip hepimize haddimizi bildirecek hem de böyle bir kalkışma niyeti olanlara veya olacaklara gözdağı verecekti.

Devletimizi de, "İleride halife ilan edip, yeni içtihatlarla İslam'ın hükümlerinde oynama yaptıracakları" Fetullah Gülen'e teslim edecekti. Gezi olaylarıyla başlayan saldırı süreci 17-25 Aralık operasyonlarıyla su üstüne çıktı. Tayyip erdoğan'ın mecburen yolsuzluk iddialarının üzerine gideceğini ve o, bu iddiaların altında boğulurken yapacakları zincirleme operasyonlarla amaçlarına ulaşacaklarını hesaplayan cemaat, karşılarında düşündüklerinin tersine bu iddiaları sonraya bırakarak kendilerine daha sert karşılıklar veren bir Tayyip Erdoğan buldu; Reis operasyona karşı operasyon başlatmış, savunmaya geçmesini bekleyenlere karşı saldırıya geçmişti.

Hükümetin dağılmasını bekleyen cemaat, beklemediği bu hamlelerden sonra sahiplerinden yardım istemek zorunda kaldı. İşlerin istedikleri gibi gitmediğini gören UK, Kuzey Suriye'de devlet sözü verip, Apo'yu da devre dışı bırakarak silah bırakan PKK'yı tekrardan ayarttı. Siyaset, medya, sermaye, örgüt gibi unsurları bir araya getirerek cemaate beklediği desteği verdi. Bugün Paralel devlet dediğimiz bu yapı; sadece cemaat değil, PKK'dan CHP'ye kadar birçok resmi kurum ve terör örgütünden oluşuyor.

Bu savaş şu an da, asker, polis, hakim, savcı kimliğine sahip cemaatçi ve diğer muhalif kriptoların PKK'lı teröristlere teknik lojistik ve istihbari yardımı, PKK'lıların devlete karşı silahlı mücadelesi, medyanın da bu ittifakın saldırılarını meşrulaştırarak halkı devlete karşı kışkırtması şeklinde devam ediyor; yani şu anda devletimizin milletle işbirliği halindeki yarısı, terör örgütleriyle işbirliği halindeki diğer yarısıyla mücadele ediyor.

Bu yazıda anlattığım, verdiğimiz savaşın sadece sınırlarımız içerisindeki bir kısmı... Sınırların ötesinde çok daha zorlu ve çetin bir savaş veriyoruz. Bu savaş sadece vatandaşlarımızı değil, Bosna'dan Doğu Türkistan'a kadar tüm İslam alemini ilgilendiriyor. Bu savaş sadece askerimizle polisimizle değil; "ben de varım" diyen her kardeşimizle veriliyor.

Bugün bir tarih yazılıyor, biz bugün yazılan bir tarihin içinde yaşıyoruz... Sadece silahlarla değil kalemlerle klavyelerle dilimizle savaşıyoruz. Bir kişiye de olsa anlatın bir satır da olsa yazın, noktayı kazanan koyacak. Kendinizi önemseyin...

Allah'tan dilediğimiz; bu zaferde pay sahibi olun!

Selam ve dua ile..

Harun Alanoğlu

165
0
0
Yorum Yaz