İkebana

2008-12-14 16:53:00

İKEBANA

Japonların tüm dünyaya armağan ettikleri, “Çiçek düzenleme” sanatına verilen isim İKEBANA..Belki bilirsiniz, Japonlar tabiata âşık ve güzellikleri hissetmesini bilen milletlerdendir.. Hatta onların, saksı içinde minik ağaçlar yetiştirdiğini de duymuşsunuzdur; Saksı içinde 50 yıllık, 100 yıllık minicik çamlar, çınarlar..Ayrıca bilenler bilir, Japon bahçeleri de meşhurdur, seyrine doyum olmaz..
Hepsi güzel, ama benim en çok ilgimi çeken İKEBANA..
Neden mi?..

Öncelikle kalbe ve ruha hitabeden bir sanat olduğu için.. Bir sürü özelliği daha var tabii ama esas konu bu olmadığından değinmiyorum..
Derler ki; İkebanadaki en yüksek, gösterişli çiçek Allah’ı, ortadaki kısa ve eğilimli olan insanı, tabandaki ot ve yapraklar da tabiatı ifade edermiş..
Durun daha bitmedi, ikebananın esas çarpıcılığı şu: Ve aynı zamanda bana bu yazıyı yazdıran en önemli özelliği; Tek bir yönü yok..
Nereden bakarsanız bakın her yeri aynı..
Her yer tek yüz..
Her cephe ön yüz..
Müthiş! Hep aynı! Değişmiyor..
Sizce de çarpıcı değil mi?..
Şimdi gelin bu duygu birikimiyle, cemiyet aynasındaki bizlere bakalım;
Sana, bana, ona, onlara.. Bin bir suratlarımıza!
Kişiye, mekâna, duruma, konuma göre değişen samimiyetsiz sahte yüzlere..
Evde ayrı, işte ayrı, okulda ayrı, sanalda ayrı, fakire ayrı, zengine ayrı, medya karşısında ayrı, gerçek hayatta ayrı, kendi kendine olduğunda ayrı.
Değilse, bu bizi rahatsız etmiyor mu?
Etmiyorsa neden?

İşin can alıcı noktası; Bunca kalabalık arasında Rabbe karşı net bir görüntü çizebiliyor muyuz?..En azından kendi adımıza?
Bakıyorsunuz bazı cüce adamlar, cemaat, kulüp, parti ya da şu-bu sebeplerle yandaşlarınca, medyanın da desteğiyle cemiyetin dev aynasında kahramanlar(!)
Fırsat oluyor tanışıyorsunuz ve birkaç cepheden bakıyorsunuz, yere göğe konulamayan bu kahramanlara(!)
Öyle hallerine vâkıf oluyorsunuz ki
Kanaatiniz, son sözünüz; “Bu, O muymuş...”
Siz bu misali alın, her yaşadığınız an ve mekâna uygulayın,
Medya; toplum duyarlılığı olsun, kişiler; aramızdan..
Ne değişir ki? Sonuç aynı!
Yazık!

Hiçbir yere yakışmıyoruz bu halimizle.
Hiçbir yerde tutunamıyoruz.
Kendi içimizi oluşturamıyoruz, bizleri oynamaktan...
Kuramıyoruz iç dünyamızı.
ve
Onun içindir ki bir türlü kıramıyoruz zincirleri!
Hep düşünürüm; Maskesiz, perde arkası olmayan insan, çift taraflı madalyonu olmayan var mı acaba hep talip olageldiğimiz? Hayatı hep Mevlana öğretisiyle yaşayan; “Ya olduğun gibi görün! Ya göründüğün gibi ol!”
Var mı acaba hep özlediğimiz?..
İKEBANA bir sanat. Ve temelde yapılması istenen şey;
Kalbin yaradılış gayesine uygun çalışmasını sağlamakmış bu sanatla.
Keşke bizler de ikebanalar gibi olabilsek..
Keşke sadece bir yüzümüz olsa herkese dönük..
Bir yüzümüz olsa hep iftihar edeceğimiz..
Keşke olduğumuz gibi görünsek,
Ya da göründüğümüz gibi olsak...
Biliyor musunuz Japonya’da ikebana sanatını bilmeyen kızlar evde kalırmış
Bizler de acilen “göründüğün gibi ol!” sanatını öğrenmeliyiz..
Yoksa bir arpa boyu bile yol alamayız!
Yoksa bu kalabalıkta insan, kendini yitirir de asla varamaz O’na..
Haydi davranalım!
Madalyonları fırlatıp atmanın tam vaktidir!
Muhabbetle efendim
Ayşe REŞAD

61
0
0
Yorum Yaz