En Güzel Bayram Şiirini O Yazmıştı

2012-06-08 12:40:23

 

Abdürrahim Karakoç da Hakk’a yürüdü. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.



Karakoç’un şiirlerini okumaya başladığınızda aklınıza ilk gelen Anadolu olur.

Bir  Anadolu köyünden hafif bir rüzgar gelir, yüzünüze dokununca çocukluğunuza gidersiniz.

Ekmek, katık, soğan gelir.

Güttüğünüz oğlakların melemeleri çınlar kulaklarınızda.

Çocukken size gülünç gelen, büyüyünce özleme dönüşen şeyi yapmak istersiniz.

Burnunuzu Anadolu’nun her hangi bir köyünde toprağa dayayıp, kokusunu içinize çekmeyi.

Aşağıda kumda oynarken üstünüzden geçen sinek büyüklüğündeki uçağa hiçbir zaman binemeyeceğinizi düşündüğünüz günlerin,  o uçakla sürekli bir yerlere gidip geldiğiniz günlerden daha sevimli olduğunu düşünürsünüz.

Bazen, şehre gideceğime hep köyde kalsaydım dersiniz.

Karakoç’un şiirlerini okurken bunlar gelir aklınıza.

Dünya’yı sırtınıza aldığınız zamanlarda, dünyanın sizi sırtında taşıdığı günleri özlersiniz.

Evet en fazla tanınan şiiri Mihriban’dır.

Ama bir de bayram şiiri vardır O’nu büyük şair yapan.

Güneş yükselmeden kuşluk yerine
Bir adam camiden döndü evine
Oturdu sessizce yer minderine

Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı
Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı..

Eli öpüldükçe içi burkuldu
Konuşmak istedi, dili tutuldu
Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu

Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı
Adam “he ya” dedi, gözü kapalı..

Düşündü kış yakın, evde odun yok
Tenekede yağ yok, çuvalda un yok
Yok yoka karışmış; tuz yok, sabun yok

Avrat “Bayram” dedi, eğdi başını
Adam “evet” dedi, sıktı dişini..

Çalışsa ne iş var, ne cepte para
Dağ oldu içinde büyüyen yara
Dikti gözlerini karşı duvara

Takvim “Bayram” dedi, silindi yazı
Adam “öyle” dedi, bağrında sızı..

Döndürse yönünü herhangi dosta
Yaralı, gariban, dul, yetim, hasta
Yıllar, aylar, günler erirken yasta

Yer-gök “Bayram” dedi, ağzını açtı
Adam “Bayram” dedi, evinden kaçtı..

Anadolu’nun çilesini, bir kibrit çöpüyle yakılan ateşin, ikinci bir kibrit çöpü zayi olmasın diye söndürülmediği yokluk, kıtlık günlerini hatırlatır bu dizeler.

Yüreklerde her daim taze duran acıların bayramlarda nasıl da depreştiğini anlatır.

Kendi hayat hikayesini şöyle anlatmış Karakoç:

“Ebedî kudretin tek sahibinden alınan emir üzerine 1932 yılında dünyaya gelmişim. Çocukluğum şöyle-böyle geçti. Kıt imkânlara, kıtlık yıllarına rağmen hâlâ o günleri özlerim. Birçok kimseye o yılları anlatsam, 'Özlenecek neresi var? ' diyebilirler, amma ben hep çocukluk yıllarımı sevdim. Şiir yazmaya küçük yaşlarda başladım. Zaten bizim oralarda her genç şiir yazar. Bu tutku başka bir meşgalenin veya işin olmayışından kaynaklanıyor gibime geliyor.

Ben de avareydim, boşluğumu şiirle doldurmaya çalıstım. Benimle şiire başlayanlar yalnızlıktan, yardımsızlıktan dökülüp gittiler. Bana gelince: Sağolsunlar, iktidarların ve muhalefetin irikıyım politikacıları, ihtilal cuntacıları, 'bilimsel' cüppeliler, entellektüel züppeler, millî soyguncular, sosyete parazitleri, sermaye sülükleri, zulüm-işkence makineleri, adalet katleden hukukçular, dalkavuklar, üçkağıtçılar v.s. hep bana yardımcı oldular. Şiir malzememi veren onlar, öfkemi bileyen onlar oldular. Yardımlarını inkâr etmiyorum, fakat teşekkür de etmiyorum.”

O önden gitti.  Hepimiz, sırası gelen herkes, bu dünyadan göçmeye devam edecek.

Allah gidenlere de, gidecek olanlara da merhamet etsin.

Mehmet Acet - Haber 7

mehmet.acet@kanal7.com.tr

 

0
0
0
Yorum Yaz